Çarşamba, Ocak 10, 2007

Tasarruf, yatırım, büyüme ve cari açık üzerine

Önceki günkü Zaman Gazetesi'nde İbrahim Öztürk'ün tasarruf, yatırım, büyüme ve cari açık üzerine bir yazısı vardı. Okunmasında fayda var. Ben de bir süredir bu konuda bir yazı yazmak istiyordum. Bu fırsatı kullanarak bu yazıyı yazayım dedim. Yazıya, Öztürk'ün bir cümlesine itiraz ederek gireceğim. Öztürk, yazısının bir yerinde şöyle diyor:

Bakınız Japonya ve Güney Kore kalkınmasında ne büyük bir dış borç, ne de büyük bir yabancı yatırımcı katkısı var. Kalkınma yerli kaynaklarla, yani ulusal tasarruflarla sağlanmış.

Valla Japonya'daki durumu bilmiyorum ama bendeki veriler Güney Kore için durumun öyle olmadığını gösteriyor. Aşağıda grafiklerde Güney Kore'ye ait verileri veriyorum. Önce bunlara bir göz atın, yazımıza sonra devam edelim.


Görüldüğü gibi 1960'lı yıllarda yani 30 yıl sürecek büyük kalkınma hamlesinin başlangıcında Güney Kore'nin tasarruf oranı yok denecek kadar azmış. Kore, bu dönemde yoğun dış kaynak kullanımına giderek tasarruflarının üzerinde yatırım yapmayı başarmış. Bunun yansıması cari açıkta ve dış borçlarda da kendisini göstermiş (Kore'nin cari açığı konusuna ilk yazılarımızdan birinde de yer vermiştik). Kore, yaklaşık 15 yıllık bir hızlı büyüme dönemi sonrasında yeterli tasarruf yapmaya başlamış ve ondan sonra yatırımlarını kendi tasarruflarıyla karşılamaya başlamış. Bu noktadan sonra cari açık sorunu yavaş yavaş ortadan kalkmış. Dış borç yükü de azalmış. Bu verileri ararken internette yaptığım araştırma sırasında Kore'nin 1980'li yılların başında en hızlı borçlanan dört ülkeden biri olduğu yolunda bilgilere rastlamıştım. Bugün ise "Ne olacak bu Kore'nin borçları" diye bir yakınmaya rastlamıyorum.

Asya Krizi'nden bu yana Kore eskisi kadar hızlı büyüyemiyor. Ama artık atı alıp Üsküdar'ı geçtiği için (Kore, yaklaşık 10 yıldır gelişmiş ülke olarak kabul ediliyor) bu pek de önem taşımıyor.

Peki Kore dış kaynak kullanarak kalkınmaya çalışmasa da, bizde bazı iktisatçıların önerdiği gibi, kendi yağıyla kavrulmaya çalışsaydı ne olurdu hiç düşündünüz mü? Ne olacak, herhalde bugün kişi başına milli geliri hala 1.000 doları bulmamış yoksul bir ülke olarak kalırdı. Ekonomide bir birim çıktı elde edebilmek için ne kadar yatırım yapılması gerektiğini gösteren bir ölçü vardır. Buna sermaye hasıla katsayısı denir. Örneğin bu katsayı 3 ise milli gelirin yüzde 3'ü kadarlık bir yatırım oranıyla yüzde 1'lik bir büyüme sağlanabilecek demektir. 1961-2004 dönemi verileri Güney Kore'de bu katsıyının 3.9 olduğunu gösteriyor. Demek ki Güney Kore yatırımlarını 1960'lı yıllardaki tasarruf oranıyla sınırlasa, bugün geldiği noktaya gelmesi imkansızdı.

Buradan Türkiye'nin durumuna gelelim. Aşağıda Türkiye'ye ait verileri görüyorsunuz.


Herhalde uzun uzun anlatmaya gerek yok. Türkiye, Güney Kore gibi bir uzun süreli hızlı büyüme dönemini hiç yaşamadı. Bu nedenle tasarruflarındaki artış da Kore kadar olamadı. Bir miktar dış kaynak kullanarak tasarruf düzeyinin elverdiğinden daha fazla yatırım yapsa da, dış kaynakları Kore kadar yoğun bir şekilde kullanamadı. Bu, Türkiye'nin cari açığının Kore'nin cari açığı düzeyine hiç çıkmamasından da belli.

Yalnız bu durum son birkaç yıldır değişmeye başladı. Dış kaynak kullanımı yoğunlaştı. Fakat çoğu iktisatçımız, hızlı büyüme için dış kaynak kullanımının gerekli olduğunu nedense bir türlü anlamadığı için, bunu kıyasıya eleştiriyor. Bunların bir kısmı cari açıksız da büyürüz diyor. Evet, cari açıksız da büyürüz ama bugünkü kadar hızlı değil. Türkiye'de tasarrufların milli gelire oranı son yıllarda yüzde 20 civarında seyrediyor. 1968-2005 dönemi verilerinden sermaye hasıla katsayısı ise 4.5 olarak hesaplanıyor. Demek ki yatırımlarımızı iç tasarruflarımızla sınırlayacak olsak yıllık büyüme oranımız yüzde 4.4 dolayında (20/4.5=4.4) kalacak. Oysa yapılan araştırmalar sadece her yıl işgücü piyasasına giren gençlere istihdam olanağı sağlamak için bile yüzde 6 dolayında bir büyümenin gerekli olduğunu gösteriyor. Gelişmiş ülkelerin refah düzeyine makul bir sürede yetişebilmemiz için ise yüzde 7-8'lik büyüme oranlarına ihtiyacımız var (Bu konulardan belki başka bir yazıda bahsederiz).

Türkiye'de son yıllarda bir de Çin'in cari açıksız büyümesine gıpta ile bakanlar var. Son olarak bir de Çin'in verilerini aktarıp, bu ülkenin bunu nasıl başardığını görelim.


Gördüğünüz gibi Çin'in tasarruf oranı eskiden beri yüksek. Bu da cari açık vermeden nasıl hızlı büyüyebildiğini açıklıyor. Fakat Çin'in hiç dış borcu da yok değil. Bulabildiğimiz veriler, 1980'li yıllarda dış borçlarının hızlı bir yükseliş gösterdiğini, daha sonra durulduğunu gösteriyor.

Bazı iktisatçılar da diyor ki: "Efendim, madem öyle biz de Çin kadar tasarruf edelim". Fakat tasarrufları o kadar artırmak pek de kolay değil. Hele dışa açık ve de demokratik bir ülkede. Ayrıca Çin'in yüksek tasarruf oranına bu kadar imrenmenin de doğru olmadığını düşünüyorum. Çünkü bir toplumun bu kadar yüksek tasarruf yapması, doğal olarak, tüketiminin az olduğu anlamına gelir. Peki bir toplumun tüketimi neden düşük olur? Burada benim aklıma iki şık geliyor. Birincisi, herşeye sahip oldukları için fazla tüketim yapmaya gerek görmüyor ve gelirlerinin büyük kısmını tasarruf ediyorlardır. İkincisi, tüketim yapmak istiyor ama bu isteklerini gerçekleştirecek malları bulamadıkları için mecburen gelirlerinin büyük bölümünü tasarrufa yönlendiriyorlardır. Sizce Çin'de bu şıklardan hangisi geçerli olabilir?

Not: Grafiklerdeki verilerin büyük kısmını Dünya Bankası'nın veri tabanından aldım. Orada bulamadığım bazı verileri ise ek kaynaklardan tamamladım. Şimdi bunları ayrıntılarıyla verecek zamanım yok. Fakat isteyen olursa ayrıca yazarım.

14 yorum:

Ekonomix dedi ki...

Cin'de tasarruflarin yuksek olmasinin bir nedeni karakterleri, diger bir nedeni ise demografileri ve sosyal guvenlik sistemlerinin olmamasi. Cinlilerde yaslilarin orani oldukca yuksek ve bu gittikce de yukselecek (her aileye bir cocuk uygulamasinin bir sonucu). Bu kisiler herhangi bir sosyal guvenlik sistemi tarafindan desteklenmedikleri icin mecburen tasarruf yapiyorlar.

Benim fazla vaktim yok, o yuzden data aramiyorum ama sen bulabilirsen ortaya ilginc bir yazi daha cikabilir. Bu yazinin bir sonucu da "Turkiye'de emeklilere verilen desteklerin kisitlanmasi cari acigi azaltir" cikacaktir. Bence carpici bir yazi olur!!

Adsız dedi ki...

Merhaba,

Sizin G.Kore ile ilgili verdiginiz bilgileri paylastigim Kore`de calisan bir arkadasim G.Kore`de buyuk yuzde ile yerli mal kullanildigini ve buyuk isletmelerinin devlet destekli veya devlet tesvikli oldugunu soyledi. Bu bilgilerin ne kadar dogru olduklarini bilemiyorum. Ancak eger dogrularsa bu ozde Turkiye`ye benzemediklerini ima ediyor bana. Konuyu daha iyi bilen birisi oldugunuz icin yorumunuzu almak isterim.

Saygilarimla

ORHAN KARACA dedi ki...

Sayın Ekonomix,
Ben de bundan sonra bir de "Çin'e özenmeli miyiz?" konulu bir yazı yazmayı düşünüyorum. O yazıyı yazmadan önce söylediğiniz konuları da bir araştırırım.

Sayın Anonymous,
Beni "Kore konusunda uzman" zannetmeniz hoşuma gitti ama gerçek durum öyle değil. Ben sadece Kore'nin bulabildiğim verilerine bakarak yorumlar yapıyorum. Ha, neden Kore ile bu kadar ilgileniyorsunuz derseniz cevabım basit. Çünkü Kore, son 30 yılda gelişmekte olan ülkeler arasından gelişmiş ülkeler arasına terfi etmeyi başarmış nadir ülkelerden biri ve nüfus, ekonomik yapı vb. gibi ölçütlere göre Türkiye'ye en çok benzeyeni. Kore ile böyle ilgilenmeye devam edersem belki 2-3 yıl sonra gerçekten Kore uzmanı olabilirim ama üzgünüm şimdilik bahsettiğiniz konular hakkında bilgiye sahip değilim.

Adsız dedi ki...

grafikler icin tesekkurler..
grafiklerde güney kore ve türkiye için ic tasarruf - yatirim farkinin buyudugu donemlerin hemen arkasindan yatirimlarda azalma oldugunu goruyorum. (turkiye icin 94 ve 2001) bu farkin ciddi oranda azaldigi donemlerin hemen arkasinda ise yatirimlar onemli olcude artiyor hep. bu surdurulebilir buyumenin ic tasarruf agirlikli olmasi gerektigi dusuncesini dogrular nitelikte.. dis tasarrufla buyuyunce mehter takimi misali iki ileri bir geri gidiyoruz.
cuneydyasin

ORHAN KARACA dedi ki...

Sayın Yasin,
Doğrusu ben ona dikkat etmemiştim fakat söylediğiniz şey "Cari açığın büyüdüğü her dönem sonrasında kriz olur" inanışının bir başka şekilde ifadesi. Türkiye için bu 1994 ve 2001'de gerçekleşti ama bunun dış kaynak kullanımının hızlanmasından mı yoksa başka sorunlardan mı kaynaklandığı tartışılır. Ayrıca aynı mantıkla üç yıldır kriz öngörüsü yapıldığı halde bu öngörünün bir türlü gerçekleşmemesine ne demeli? Bu arada, bizden çok daha yoğun dış kaynak kullanımını, bizden çok daha uzun süre gerçekleştiren Güney Kore'nin "mehter takımı misali iki ileri bir geri" gitmediğini de gözden kaçırmıssınız. Oysa anlatmak istediğimiz tastamam buydu.

Adsız dedi ki...

Bakınız Japonya ve Güney Kore kalkınmasında ne büyük bir dış borç, ne de büyük bir yabancı yatırımcı katkısı var. Kalkınma yerli kaynaklarla, yani ulusal tasarruflarla sağlanmış.

demis ibrahim ozturk,
bence dogru demis..

"buyuk bir yabanci katkisi yok" demis, "hic yok" dememis. yani cari acigin olmasi ibrahim ozturk'un dediginin yanlis oldugunu gostermez. (zaten bazi donemlerde cari fazla bile var Kore'de) dis tasarrufun cok buyuk rol oynamadigini soyluyor. asil ic tasarruflar buyuk rol oynadi diyor.
kriz cikacak diyenler nedense sadece krizin ciktigi gun hakli sayiliyorlar. ama hergun kriz cikma ihtimali olmadigindan, diger butun gunlerde iyimser iktisatcilarimiz "iste bugun de kriz cikmadi" diyor ve digerlerine de bir sonraki krize kadar Allah'tan sabir dilemek dusuyor.
cuneydyasin

Adsız dedi ki...

bir de;
"Cari açığın büyüdüğü her dönem sonrasında kriz olur"
demiyorum. Kore bu donemleri krizsiz atlatmis olabilir. (grafikte bahsetmis oldugum yerler) yumusak inis yapmis olabilir. ama bizim inerken parasutumuz acilmiyor nedense.
cuneydyasin

ORHAN KARACA dedi ki...

Cüneyd Bey,
Söyledikleriniz komik şeyler. Normalde komik yorumlara cevap vermem. Bu seferlik cevap vereceğim ama böyle komik yorumlara devam ederseniz sizi bir daha muhatap almam mümkün değil. Enerjimi daha faydalı işler için harcamayı tercih ederim.

Anladığım kadarıyla "büyüklük" kavramınız epey farklı. Güney Kore'nin kalkınma sürecinin ilk yıllarında ulusal tasarruflarının yaklaşık iki katını bulan yatırım düzeyleri var. Bu büyük bir dış kaynak (direkt yabancı yatırım ya da dış borç olabilir) değilse nedir?

Büyüklük kavramınız aynı zamanda göreceli gibi de görünüyor. Yani Güney Kore için "küçük" kabul ettiğiniz bazı şeyleri Türkiye için "büyük" olarak kabul ediyorsunuz. Eğer Güney Kore'nin kalkınma sürecinin ilk yarısında verdiği yüzde 8 dolayındaki cari açık/GSYİH oranlarını küçük olarak görüyorsanız bizim şu anda aynı düzeyde olan cari açık/GSYİH oranımızı niye büyük olarak görüyorsunuz? Güney Kore'nin 1980'li yılların başında yüzde 50'ye yakın seyreden dış borç/GSYİH oranı küçükse bizim şu anda o civarlarda olan dış borç/GSYİH oranımız nasıl büyük olabilir?

"Kriz cikacak diyenler nedense sadece krizin ciktigi gun hakli sayiliyorlar" lafının komikliğini anlatmaya bilmem ki gerek var mı? Ne yani, "Bu yıl kriz olacak" diye öngörüde bulunanları o yıl kriz çıkmasa da haklı mı sayacağız?

"'Cari açığın büyüdüğü her dönem sonrasında kriz olur'
demiyorum. Kore bu donemleri krizsiz atlatmis olabilir. (grafikte bahsetmis oldugum yerler) yumusak inis yapmis olabilir. ama bizim inerken parasutumuz acilmiyor nedense" diyorsunuz. Burada son cümlenizin ilk cümlenizi (Türkiye açısından) yalanladığının farkında değil misiniz? Biz "Madem Güney Kore bunu başarmış, biz de başarabiliriz" diyoruz. Son yıllarda yaşadıklarımızı da bunu başarabileceğimizin bir kanıtı olarak görüyoruz. Güney Kore'nin gittiği yoldan gidip biz de 30 yıl sonra gelişmiş ülkeler arasına katılmaya çalışalım diyoruz. "Aman cari açık riskine katlanmayalım" diye aynı yolu 60 yılda almaya razı olan zihniyete katılmıyoruz. Ayrıca cari açık riskine katlanmayalım derken, düşük büyümenin getireceği işsizlik artışı nedeniyle bu kez toplumsal patlama riskinin kapıyı çalacağını fark ediyor ve sizler de bunun farkına varasınız istiyoruz.

Yorumlara eyvallah ama ayağı yere sağlam basması kaydıyla. Lütfen böyle komik yorumlarla bir daha beni meşgul etmeyin.

Adsız dedi ki...

Orhan Bey komik yorumuma cevap verdiginiz icin cok tesekkur ederim. Medyada cok gorulen bir tarz izlemissiniz.
Yorumlarimla sizi cok fazla mesgul etmemek icin kisaca bir iki noktaya deginecegim..
1. Kore icin kucuk kabul ettigim birseyi Turkiye icin buyuk kabul etmedim. Kore icin dis tasarruf BUYUDUGU zaman hemen ardindan bunun yatirimlarin azalmasiyla kuculme egilimine girdigini dusundugumu soyledim. (sizin verdiginiz grafiklere bakarak) Yani bunun surdurulebilir olmadigini.. O grafiklerden asil buyuk rolun ic tasarruflarda oldugunu cikartmiyorsaniz demek ki grafikleri farkli yorumluyoruz.

2. "Ne yani, "Bu yıl kriz olacak" diye öngörüde bulunanları o yıl kriz çıkmasa da haklı mı sayacağız?"

benim dedigimden bu sonuc cikmiyor.

3. "Burada son cümlenizin ilk cümlenizi (Türkiye açısından) yalanladığının farkında değil misiniz?"

Hayir degilim cunku yalanlamiyor. Mantik hatasi yapiyorsunuz. Dusunurseniz bulursunuz.
Daha once de baska bir konudaki ornegimde mantik hatasi yapmistiniz ve uzerinde durmamistim.. Israr ederseniz hepsinin uzerinde tek tek dururum.. Komik olmadigimi anlama firsatiniz olur boylece...
İyi calismalar dilerim...
cuneydyasin

Hakan dedi ki...

Sayin Orhan.
Yazmam gereken odev icin veri arastirirken yaziniza resladim ve bu yazidan sonra birkac yazinizi daha okudum.Duzenli olarakta yazilarinizi takip edmeyi dusunuyorum 5yildir cinde yasiyorum cindili ve ticaret bolumu ogrencisiyim.Yabanci arkadaslarla okudugum icin mecburen onlarin ekonumisini ve gelismelerinide takip ediyorum.Bende bir diger yorumcunuz gibi korenin kendi kaynaklarindan yararlandigini dusunuyorum cunku sinifta anlatilanlar kore markalarinin coklugu ve yerli yatirimin duzenli gelismekte oldugu yonunde,Cinin ise hizli buyumesini tamemen baskici kominist tutumuna bagliyorum.Halkin tasarruf yapacak durumu yok cunku zengin ile fakirin arasinda ucurum var.orta sinif kavrami yeni oturmaya basliyor ki bu ilk geldigim sene daha acikti yani orta sinif diye bilecegimiz bir zumre yoktu.Burada tasarruf dedigim tamamen devletin etkisiyle gerceklesiyor.Inanirmisiniz 2008 pekin olimpiyatlarinda,enerji tasarrufu icin bulundugum sehir olan guangzhoda aksam 6dan sonra isyerlerine elektirik verilmedi.Ve bunun gibi ne ilginclikler...(Isterseniz daha sonra burdaki gelismelerle ilgili bi mailde atabilirim.)Demek istedigimi anlamissinizdir umarim.buyume icin devletinkurallarinin katilasmasi gerekirdemiyorum lakin dis borcla buyumeninde ulkemize fayda getirecegini zannetmiyorum.Bunuda verdiginiz girafikten yola cikarak soyluyorum ki eger borc ile bir buyume olsaydi buyume oranimiz paralel olarak artardi degilmi?Bence turkiyenin buyumesi icin yatirimcilara buyuk is dusuyor.Yerli markalrimizin artmasi ve dunya fuarlarinda kendimizi gostermemiz gerekmekte.Bildiginiz gibi cin cazibesini yitirmekte.Artik ucuz degil kalite istenmekte ve cindeki ticaret taiwana kaymakta.Turkiye ise kalitesiyle bu isi goturebilir diye dusunuyorum.
Saygilarimla...

Orhan Karaca dedi ki...

Hakan Bey,

Bu yazıyı yazalı iki yılı geçmiş. Yeniden okuyunca pek de memnun olmadım. Çünkü bir okuyucuyla hoş olmayan bir tartışmaya girmişim. Blogu ilk açtığım zamanlarda biraz agresiftim galiba. Şimdi daha anlayışlı olmaya çalışıyorum. Cüneydyasin bey buraları hala ziyaret ediyorsa kendisinden özür diliyorum.

Yalnız yazıda savunduğum fikirler konusunda görüşümde bir değişiklik yok. Sizin Kore hakkında duyduklarınız herhalde şu andaki ve/veya çok yakın geçmişteki durumu yansıtıyor olmalı. Yoksa yazıdaki grafiklerin gösterdiği şey çok açık. Kore, 30 yıl kadar süren büyük kalkınma hamlesinin ilk yarısında düşük tasarruf oranlarının izin verdiğinin epey üzerinde yatırım yapmış. Bunun sonucu olarak aynı dönemde büyük cari açıklar vermiş. Yine bunun sonucu olarak dış borçları da yükselmiş. Bu veriler başka nasıl yorumlanabilir ki, bilmiyorum. Bana bu veriler yanlış dersiniz ve varsa doğrusunu getirirsiniz, o zaman konuyu yeniden ele alırım. O zamana kadar bu konuda yapabileceğim başka yorum yok.

Bir ülkenin kalkınmak için dış borçlanmaya gitmesine neden bu kadar karşı çıkıldığını da doğrusu anlamıyorum. Bu bütün bir finansal sistemin, bankacılık sisteminin mantığına karşı çıkmak demek. Bankacılık sistemi, hızla büyümek ve zenginleşmek isteyen ama yeterli sermayesi olmayan girişimcilere finansman olanağı sağlamak için kurulmuş. Bir şirket kredi bulup yeni bir yatırıma giriştiği zaman bunu hiç tuhaf karşılamıyoruz. Çünkü biliyoruz ki basiretli bir şekilde davranıldığı takdirde bu şirket zamanı geldiğinde krediyi geri ödeyebilecek ve de yeni yatırımı sayesinde daha zengin olabilecektir. Peki bir ülkenin dış borç bularak yeni yatırımlara girişmesi de aynı şey değil mi? Üstelik günümüzde bulunan bu dış borçları da devlet değil şirketler alıyor. Yani şirketler yurtiçindeki finansman kurumları yanında yurtdışındaki finansman kurumlarından da borçlanmaya başlamış bulunuyor. Yurtiçinden borç almakta sorun görülmüyor da yurtdışından borç almak niye tu kaka oluyor? Vakti zamanında Osmanlı'nın başına gelen nahoş olayların da etkisiyle burada biraz kör milliyetçilik yapılıyor bana kalırsa. Aldığınız dış borcu basiretli bir şekilde kullanırsanız ödeme zamanı geldiğinde ödemeyi rahatça yapar bu arada yatırımlarınız sayesinde de daha zengin bir hale gelebilirsiniz. Tabii Osmanlı'nın yaptığı gibi dış borcu cari harcamalarınız için kullanırsanız sonunuz kötü olabilir. Fakat aynı risk yurtiçindeki bir bankadan borç alıp da bunu yatırım yapmak yerine yata kata harcayan veya yanlış yatırımlara girişen şirketler için de söz konusudur.

Bu arada bildiğiniz gibi son iki yılda Türkiye'de çok acayip gelişmeler oldu. Ben artık o beş yıllık hızlı büyüme döneminin bana aşıladığı iyimserliği kaybettim. Belki bunda artık 40 yaşını geçmemin de etkisi vardır. Malum, insan gençken herşeyi değiştirmek mümkünmüş gibi hisseder, ama yaşı kemale erdikçe ayakları suya erer, bazı şeyleri değiştirmenin çok zor hatta imkansız olduğunu kavramaya başlar. Ben de artık Türkiye'de bazı şeyleri değiştirmenin çok zor hatta imkansız olduğunu düşünmeye başladım. Kalkınma yolunda böyle ağır aksak ilerlemek Türkiye'nin ekolü sanırım. Kore'nin yaptığını bizim de yapabilmemiz ihtimalini artık pek mümkün görmüyorum maalesef.

3H Hareketi dedi ki...

Orhan Bey;

Yazınızı araştırmalarım sonucu buldum. Güncelliğini her zaman koruyabilecek derinlikte bir analiz olmuş. İlk önce tebrikler..

Şimdi kafama takılan bir şey var..

Türkiye vakasında, 1998 yılını grafikten inceleyecek olursak, 1998tasarruf-yatırım dengesi açık vermiş, ama cari hesaplar fazla vermiş. Benim bildiğim cari açık, tasarruf yatırım dengesindeki açığa eşit olur. Burada ise tasarruflar yatırmlardan eksik olmasna ragmen, gene de cari fazla var. Grafikler özel kesimin tasarruf/yatırımını mı gösteriyor, yoksa benim bildiğim şeyler yanlış mı?

Alper

Orhan Karaca dedi ki...

Verilerin çoğu Dünya Bankası'nın veritabanından alınma. Yatırım ve tasarruf verilerinde kamu-özel ayrımı yok. Bu veriler nasıl hesaplanıyor bilmiyorum. Konunun uzmanı değilim. Cari açık ile tasarruf-yatırım açığının birbirine eşit çıkmaması hesaplama farklılıklarından kaynaklanıyor olabilir. Milli gelir hesaplarındaki ihracat-ithalat farkı ile ödemeler dengesindeki cari açık tam aynı şey değildir. Stok değişimleri, rezerv değişimleri gibi nedenlerle de kısa dönemde tasarruf-yatırım açığı ile cari açık arasında fark olabilir.

Orhan Karaca dedi ki...

Internetten her nasılsa bu yazıya ulaşanların şu yazıyı da okumasında fayda var. Söz konusu yazı Kore'nin yabancı kaynak girişiyle kalkınması konusunda daha sonra ulaştığım bir kaynakla ilgili.