Bu aralar epey meşgul olduğumdan bloga falan boşverdim, kusura bakmayın. Meşguliyetim hala sona ermedi ama yine de önemi nedeniyle işsizlikteki son gelişmeye kısaca değinmeden duramadım. Pazartesi günü ağustos ayı işgücü piyasası verileri yayınlandı. Mayıs ayından beri -önceki aya göre- düşüş eğiliminde olan işsizlik oranında ağustos ayında yükseliş olduğunu gördük. Bu yükselişin önemli bölümü mevsimsellikten kaynaklanıyor ve bu, bu konuda son aylarda yazdığımız yazılarda (bir, iki, üç, dört) öngördüğümüz birşeydi. Yalnız benim yaptığım mevsimsel düzeltme ağustos ayında mevsimsel düzeltilmiş olarak da işsizlik oranında bir miktar artış olduğunu gösteriyor. Esasında ekonominin bahar aylarındaki hızlı toparlanmadan sonra yaz aylarında yatay bir seyire geçtiğini dikkate alırsak (bkz. bir, iki) bunda da şaşacak birşey yok. Bir aylık veriyle hemen alarm zillerini çaldırmayalım ama zaten işsizlikte bahar aylarında gördüğümüz düşüşün geçici olduğunu ve resesyon sonrasında işsizliğin bu seviyelerde kalıcı olacağını daha önce yazmıştık. Ekonomi hızlı büyüme temposuna geri dönemezse bu tahminimiz dahi iyimser kalabilir. Yöneticilerimiz boş lafları bırakıp da artık bu konularla cidden ilgilenmeye başlasalar iyi olacak.
Çarşamba, Kasım 18, 2009
İşsizlikte son durum: Ağustos 2009
Pazar, Ekim 18, 2009
Kirayı hangi enflasyona endekslemeli?
Benim de bir süredir aklımda olan konuyu bugün Fatih Özatay yazmış. Mutlaka okuyun.
Çarşamba, Eylül 30, 2009
Mevsimsel düzeltilmiş büyüme
Capital'in yarın piyasaya çıkacak olan Ekim 2009 sayısının Konjonktür bölümünde, daha önce blogda yer alan şu yazının daha geniş kapsamlısı olan, "Resesyondan Çıkış Zamanı" başlıklı bir yazım yer alıyor. Aynı Konjonktür bölümünde ikinci çeyrek döneme ilişkin milli gelir verilerinin de bir değerlendirmesi var. Yalnız bir taraftan mevsimsel düzeltilmiş verilerdeki büyümeye dayanarak resesyondan çıkış zamanı geldi diye yazarken, diğer taraftan ikinci çeyrekteki milli gelir verilerini değerlendirirken durmadan küçülmeden bahsetmek zorunda kalınca, bunun okuyucunun kafasını karıştırabileceği endişesine kapılmıştım. Bu nedenle Konjonktür'ün anayazısının sonunu şöyle bağlamıştım: Bu arada TÜİK’in hesapladığı büyüme oranlarına göre ise resesyondan çıkışın ancak yılın son çeyreğinde mümkün olacağını belirtelim. GSYİH’de geçen yılın aynı dönemine göre büyümenin pozitif hale gelmesi ancak son çeyrekte mümkün olacak gibi görünüyor. Tabii bu resesyondan çıkış zamanlamasını doğru olarak yansıtmıyor. TÜİK’in de artık milli gelir verilerini mevsimsel olarak düzeltmeye başlaması gerekiyor.
TÜİK, bugün bir süpriz yaptı ve tüm milli gelir verilerini değilse de en önemlisi olan GSYİH'nin mevsimsel düzeltilmiş halini yayınladı. Bir süredir yayınlanmakta olan mevsimsel düzeltilmiş sanayi üretimi verilerine bugün mevsimsel düzeltilmiş GSYİH verileri de iliştirilivermiş. Nasıl hesaplandığı konusunda fazla ayrıntı yok ama aşağıdaki grafikte gördüğünüz TÜİK'in mevsimsel düzeltilmiş büyüme oranları benim hesapladıklarıma epeyce benziyor. Ben yanılma payını düşünürek kendi hesapladığım verilere dayanarak kesin yorumlar yapamıyordum. Şimdi mevsimsel düzeltmede resmi verilerin devreye girmesiyle resesyon konusunda daha sağlıklı bir tartışma yapabileceğiz. Bu olumlu adımı nedeniyle TÜİK'i kutlarken şimdi mevsimsel düzeltilmiş verilerin orijinal verilerle aynı zamanda yayınlanmaya başlamasını bekliyoruz.
Perşembe, Eylül 17, 2009
İşsizlikte son durum: Haziran 2009
Mayıs ayı işgücü piyasası verilerini değerlendirirken işsizlikte mevsimselliğin ötesinde de bir iyileşme olduğunu söylemiştik (bkz). Geçen salı günü yayınlanan haziran ayı verileriyle birlikte bu durum daha da netleşti. Fakat Sabah Gazetesi'nin haziran ayındaki düşüşü de mevsimselliğe bağlamasından anlaşıldığı gibi, bu durumun farkına varanlar pek fazla değil. Aslında durum işgücü piyasası verilerindeki mevsimsellikten haberdar olanların ilk bakışta fark edebilecekleri kadar açık (bu konu için şu yazımıza bakın). Mevsimsel eğilimlere göre haziran ayındaki işsizlik oranının mayıs ayındakine çok yakın çıkması gerekirdi. Oysa ortada 0.6 puanlık (yüzde 13.6'dan yüzde 13'e) bir düşüş var. Bu da mevsimselliğin ötesinde bir iyileşme olduğunu ifade ediyor. Nitekim mevsimsel düzeltme yapıldığında bu durum açıkça görülüyor (bkz. aşağıdaki grafikler). Mevsimsel düzeltme yapmadan da işsizlik oranındaki ve işsiz sayısındaki yıllık değişimlere bakılarak aynı sonuca varılabilir. Ayrıca işsizlik maaşı başvurularındaki düşüşe bakarsak, işsizlikte mevsimselliğin ötesindeki iyileşme birkaç ay daha sürecek gibi görünüyor. Yine de mevsimsel eğilimlerin etkisiyle sonbahar aylarından itibaren yükseliş olacak. Fakat artık yıl sonuna doğru yeni rekorlar görme ihtimali iyice azalmış durumda. Gidişat yıl sonu için yüzde 15, yıllık ortalama olarak ise yüzde 14.5 civarında bir işsizlik oranına işaret ediyor. İşsizlik oranının resesyonun başladığı geçen yıl yüzde 11, 2007 yılında ise yüzde 10.3 olduğunu söyleyelim de artık faturayı siz hesap edin. Ayrıca bu faturanın kalıcı olduğunu, işsizlik oranını tekrar eski seviyelerine döndürmenin pek kolay olmayacağını da belirtelim.




Orta Vadeli Program
Bir süredir merakla beklenen Orta Vadeli Program dün açıklandı, şuradan indirebilirsiniz. Koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derlermiş misali, ortada bir ekonomi programının mevcut olmadığı bir ortamda, iki yıldır, aslında rutin bir rapor olan bu Orta Vadeli Program'a çok fazla önem atfediliyor. Esasında bu son Orta Vadeli Program'daki hedefler ve tahminler gerçekçi gibi görünüyor. Fakat hükümet iktidarının ilk üç yılında elde ettiği krediyi 2006'dan bu yana o kadar kötü harcadı ki, böyle bir iki gerçekçi hedef açıklamakla ekonomide güveni tekrar sağlaması pek mümkün görünmüyor. Bu program arkasına IMF desteğini de alırsa belki biraz daha fazla ciddiye alınabilir. IMF'nin adını duymanın bile birçok kişinin tüylerini diken diken ettiğini biliyorum ama bana kalırsa durum maalesef böyle. Ayrıca IMF desteği olsun ya da olmasın tam bir güven için uygulamanın bekleneceğini de tahmin ediyorum. Güven çok kolay kaybedilen ama çok zor kazanılan birşey. Hükümet de bu zorluğu yaşayacak gibi görünüyor.
Çarşamba, Eylül 16, 2009
Büyümede son durum: 2009-II
İkinci çeyrek döneme ilişkin milli gelir verileri yayınlanalı neredeyse bir hafta oldu ama bir türlü değinmeye fırsat bulamadık. Daha fazla gecikmeden, önceki yazımızı tamamlamak babında, kısa bir değerlendirme yapalım. İkinci çeyrekteki küçülme tahminimden (yüzde -8.5) daha düşük (yüzde -7.0) gerçekleşti. Hal böyle olunca mevsimsel düzeltilmiş verilerdeki büyüme de tahmin ettiğimden daha yüksek çıktı. Dostumuz Haluk Bürümcekçi, mevsimsel düzeltilmiş verilere göre büyüme görülmesini resesyonun bittiği şeklinde yorumlamış (bkz). Ben ise, önceki yazımda belirttiğim gibi, bu konuda kesin konuşmak için üçüncü çeyrekteki büyümeyi de görmek gerektiği düşüncesindeyim. Şimdilik beklentim mevsimsel düzeltilmiş olarak üçüncü çeyrekte de çok düşük de olsa bir büyüme göreceğimiz yönünde (bkz. aşağıdaki grafik). Fakat tersi bir durum görmemiz de ihtimal dahilinde. Çünkü üçüncü çeyrek döneme ilişkin öncü göstergeler biraz karışık bir duruma işaret ediyor. Vergi indirimlerinin önemli bölümünün geri alınmasından sonra tüketimde yeni bir zayıflama eğilimi ortaya çıktı gibi görünüyor. Buna karşılık resesyonun panik dönemlerinde hızla eritilen stokların yerine konulmaya başlaması nedeniyle üretimdeki toparlanma yavaş da olsa sürüyor gibi. Ayrıca ağustos ayında başlayan faiz indirimleri tüketime yeniden ivme verebilir diye de düşünüyorum. Bu gelişmelerin büyüme üzerindeki net etkisinin ne olabileceğini tam olarak kestiremiyorum açıkçası. Bunun için biraz daha bekleyip ağustos ve eylül ayı verilerini görmemiz gerekiyor.
Cumartesi, Eylül 05, 2009
Biz de resesyondan çıkmış olabiliriz
Son dönemde dünyanın çeşitli ülkelerinden büyümenin yeniden başladığı yönünde haberler geliyor farkındaysanız. Önceki yazımızda büyük ekonomilerden Japonya, Almanya ve Fransa'da ikinci çeyrekte sürpriz bir büyüme görüldüğünü söylemiştik. Türkiye'de ise ekonominin hala küçülmekte olduğundan bahsediliyor ve büyümenin ancak son çeyrekte başlayabileceği yönünde tahminler yapılıyor. Bir hatırlatma, Türkiye'de küçülmeden bahsetmeye de diğer ülkelerden küçülme haberleri geldikten bir süre sonra başlamıştık. Bu durumda acaba Türkiye'nin diğer ülkelere kıyasla resesyona geç girdiğini ve de geç çıkacak gibi göründüğünü söyleyebilir miyiz? Yoksa işin içinde başka bir iş mi var?
Evet, esasında işin içinde başka bir iş var. Hatırlarsanız altı ay kadar önce yazdığımız bir yazıda, gelişmiş ülkelerdeki ve Türkiye'deki büyüme hesapları arasındaki farktan bahsetmiştik. Yukarıda bahsettiğimiz ülkelerde büyüme oranları mevsimsel düzeltilmiş Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) verileri üzerinden ve önceki çeyrek döneme kıyasla hesaplanıyor. Türkiye'de ise mevsimsel düzeltilmiş GSYİH verileri yayınlanmadığından büyümeyi önceki yılın aynı dönemine kıyasla hesaplıyoruz (neden böyle yaptığımızı merak ediyorsanız yine aynı yazıya bakın). Dolayısıyla "aynı büyümeden" söz edebilmek için ya diğer ülkelerdeki büyümeyi bizimki gibi, ya da bizdeki büyümeyi diğer ülkelerdeki gibi hesaplamak gerekiyor. Diğer ülkelerde büyüme bizimki gibi hesaplandığında oralarda da küçülmenin hala sürdüğü görülüyor. Mesela Almanya'daki büyüme bizimki gibi hesaplandığında, ikinci çeyrekteki küçülmenin (yüzde -7.1) ilk çeyrektekinden (yüzde -6.4) biraz yüksek bile olduğu ortaya çıkıyor (bkz).
Peki bizdeki büyümeyi söz konusu ülkelerdeki gibi hesaplarsak sonuç ne olur? Esasında önceki yazımızda bu şekilde hesap yapıldığında ikinci çeyrekte büyüme göreceğimizi belirtmiştik. Orada bir cümlede geçtiğimiz bu konuyu şimdi burada biraz açalım. Bizde ikinci çeyrek döneme ilişkin GSYİH verileri henüz açıklanmadığından (10 Eylül'de açıklanacak) bunun için öncelikle bir tahmin yapmamız gerekiyor tabii. Ben, ilk çeyrekte yüzde 13.8 olan yıllık bazdaki küçülme oranının ikinci çeyrekte yüzde 8.5 dolayına ineceğini tahmin ediyorum. Bu konuda bildiğim diğer tahminler de aşağı yukarı buna yakın. Mesela Fortis Ekonomik Araştırmalar'ın internette yer almadığı için link veremediğim bir raporunda ikinci çeyrek için yüzde 8.3'lük küçülme tahmini yapılmıştı. TÜSİAD'ın son Konjonktür raporunda ikinci çeyrekte küçülmenin yüzde 8.4 olacağı tahmini yapıldı. İktisatçı dostumuz Uğur Gürses de bir yazısında ikinci çeyrekte küçülmenin yüzde 8.5 olmasını beklediğini yazmıştı. Bu yıllık bazdaki yüzde 8.5'lik küçülme tahminini esas alırsak (ve de önceki dönemlere ilişkin verilerde herhangi bir revizyon yapılmayacağını varsayarsak) ikinci çeyrekte 1998 fiyatlarıyla reel GSYİH'nin 23.1 milyar lira civarında çıkması gerekiyor. Bunu esas alıp mevsimsel düzeltme yaptığımızda ise ikinci çeyrekte önceki çeyrek döneme göre ciddi bir büyüme karşımıza çıkıyor (bkz. aşağıdaki grafik). Bu şekilde hesap yapıldığında Türkiye'nin resesyona girişinin de diğer ülkelere göre gecikmeli olmadığı, gelişmiş ülkelerin çoğunda olduğu gibi 2008'in ikinci çeyrek döneminde başladığı anlaşılıyor. Yalnız farklı mevsimsel düzeltme yöntemlerinin az çok farklı sonuçlar verebileceğini, buradaki sonuçların grafiğin altında kısaca açıklamasını yaptığımız yönteme dayandığını da belirtelim.
Peki ikinci çeyrekte ekonomide yeniden büyüme yaşanması resesyonun bittiği anlamına gelir mi? Bu konuda genel kabul görmüş tanımlar yok (varsa da ben bilmiyorum) ama nasıl ki bir ekonominin resesyonda olduğunu söylemek için en az iki çeyrek üst üste küçülmesini bekliyorsak, resesyondan çıktığını söylemek için de en az iki çeyrek üst üste büyümesini beklememiz gerekir herhalde. Bu nedenle ikinci çeyrekteki büyümeyi hemen resesyondan çıktık diye yorumlamamak, sonraki çeyrekte ne olacağını da beklemek gerekli. Eğer üçüncü çeyrekte yeniden küçülme görülürse resesyon devam ediyor demektir. Zaten bunun için başlıkta kesin bir ifade kullanmadık, sadece bir olasılığı belirttik. Bu bakış açısı tabii diğer ülkeler için de geçerli. Yalnız son gelişmelerden sonra küresel ekonomiye ilişkin tahminlerin biraz daha iyimserleştiğini ve bu yönde değiştiğini belirtelim. Mesela OECD'nin gelişmiş ülkelere ilişkin olarak geçen hafta yayınladığı son tahminler içinde bulunduğumuz üçüncü çeyrek dönem itibariyle resesyondan çıkışın başladığına işaret ediyor. OECD, mart ayında resesyondan çıkış için 2010'un ilk çeyreğine, haziran ayında ise 2009'un son çeyreğine randevu veriyordu. Bu arada Türkiye için 2009'un son iki çeyrek dönemine ilişkin yapılan büyüme öngörülerinin çoğunun da, biraz yavaşlamakla birlikte, mevsimsel düzeltilmiş olarak pozitif büyümeye işaret ettiğini, dolayısıyla bu büyüme hesabıyla resesyonun bittiği anlamına geldiğini söyleyelim. Aşağıdaki grafikte gördüğünüz gibi benim tahminlerim de bu yönde.
Pazar, Ağustos 30, 2009
İsrail'in derdi bizi de gerer mi?
İsrail Merkez Bankası (BOI) geçen haftanın başında faiz arttırımına gitmişti. Bu, Türkiye'de Merkez Bankası'nın faiz indirimlerinin piyasa faizlerine nihayet yansımaya başlamasıyla umutlanan ekonomik kamuoyunun keyfine limon sıkar gibi olmuştu. Çünkü uzun zamandır yurtdışından hep faiz indirimi haberleri almaya alışmış olan ekonomik kamuoyu, İsrail'in bu faiz arttırım kararı acaba diğer ülkelerde de faiz artışlarını tetikler ve sonunda bize de bulaşır mı endişesine kapılmıştı.
Dostumuz Haluk Bürümcekçi böyle bir endişeye gerek olmadığını söylüyor (bkz). Ben de neymiş bu BOI'nin derdi ki faiz arttırmaya gerek duymuş diye bir bakayım dedim. BOI'nın internet sitesindeki faiz arttırım kararına ilişkin açıklamada durum gayet güzel özetlenmiş. Ben ek olarak BOI'nın veri tabanından birkaç veri indirip onlara da baktım. Gördüğüm şu ki İsrail ekonomisi geçen yılın son çeyrek dönemi ile bu yılın ilk çeyrek döneminde küçüldükten sonra ikinci çeyrekte yeniden büyümeye geçmiş durumda. Yani bu ülkede resesyon sona ermiş gibi görünüyor. Bu arada enflasyon konusunda da durumları bizden biraz farklı. Geçen yıl yüzde 5'in üzerine tırmanan enflasyon resesyon sırasında düşüş göstermiş ama yüzde 1-3'lük hedef aralığının içine sadece mayıs ayında şöyle bir girip çıkmış. Resesyonun sona erdiğini ama enflasyonun yeterince düşmediğini gören BOI de sonunda para politikasını biraz sıkmaya karar vermiş. Fakat 25 baz puanlık bu artışa rağmen İsrail'de politika faizi sadece yüzde 0.75 düzeyinde. Enflasyonun altında olan yani negatif reel faize karşılık gelen bu faiz düzeyi ise para politikasının hala epeyce gevşek olduğunu gösteriyor.
Gelelim Türkiye'ye... Eğer Türkiye'de de ekonomi İsrail'dekine benzer bir duruma gelirse Merkez Bankası muhtemelen aynı tepkiyi verecek ve faizde artışa gidecektir. Fakat son Enflasyon Raporu'ndaki açıklamalara bakarsak, bizim Merkez Bankası 2010 yılının sonuna kadar böyle bir ortamın oluşmasını beklemiyor. Ekonomideki toparlanmanın yavaş ve kademeli olacağı ve enflasyonun hedefin altında kalmaya devam edeceği düşüncesiyle, faizleri bir miktar daha düşürüp sonrasında 2010 yılının sonuna kadar sabit tutabileceği hesabını yapıyor. Doğrusu ben bu konuda Merkez Bankası kadar emin değilim. Öncelikle dünya ekonomisindeki toparlanmanın Merkez Bankası'nın beklediğinden (2010 ortası) çok daha önce (2009 ortası) başladığını söyleyeyim. Dünyanın büyük ekonomilerinden Japonya, Almanya ve Fransa'da ikinci çeyrekte sürpriz bir şekilde büyüme görüldü. Avrupa Birliği'nin geneli ile ABD'de de muhtemelen üçüncü çeyrekte büyüme yeniden başlayacak yani resesyon sona ermiş olacak. Esasında eğer bu ülkelerdeki gibi hesaplarsak (mevsimsel düzeltilmiş ve önceki çeyrek döneme göre) ikinci çeyrekte bizde de büyümenin yeniden başlamış olduğunu göreceğiz. Bu gelişmelerin büyük ihtimalle enflasyona olumsuz yansıması olacak. Muhtemelen 2010 yılının sonuna gelmeden Merkez Bankası'nın faiz arttırması gereken bir ortamla karşı karşıya kalacağız. Fakat o zamana kadar daha çok vaktimiz var diye düşünüyorum. Dolayısıyla da şu an için İsrail'in derdi ile gerilmemize gerek yok diyorum.
Cumartesi, Ağustos 29, 2009
Faizde iyi bir haber
Ekonomiyi izlerken sadece verilerden değil, veriler genelde geriden geldiği ve bazen de ilgili konuda veri bulunmadığı için, gözlemlerimizden de yararlanıyoruz. Bu gözlemler de daha çok bizzat şahit olduğumuz olaylardan değil, okuduğumuz, duyduğumuz, izlediğimiz haberlerden oluşuyor. Bugünkü gazetelerde işte böyle bir haber var. Piyasa faizlerinde birkaç hafta önce bireysel kredi faizleriyle başlayan indirim süreci, ticari kredi faizlerine de yansımaya başlamış. İş Bankası, ticari kredi faizlerini indirdiğini açıklamış. İş Bankası'nı önümüzdeki günlerde muhtemelen diğer bankalar da takip edecektir. Bu da faizdeki düşüşün hayra alamet olma olasılığını arttırıyor herhalde, ne dersiniz?
İki yeni gösterge
Deniz Gökçe'den yine birşeyler öğrendik. Bugünkü yazısında Hollanda'daki Netherlands Bureau for Economic Policy Analysis isimli kuruluşun (Hollandaca isminden dolayı kısaltması CPB) dünya ticaretine ve dünya sanayi üretimine ilişkin aylık göstergelerinden bahsetmiş. Ben ki araştırmacı olarak geçinirim, bu kuruluşu da söz konusu göstergelerini de daha önce duymamıştım. Sağolasın hocam. Bunlar dünya ekonomisine ilişkin popüler göstergelerim arasına girecek gibi görünüyor. CPB'nin internet sitesi burada, dünya ticaretine ve sanayi üretimine ilişkin son bülteni şurada. Bu arada dünya ticaretine ve sanayi üretimine ilişkin son haberler iyi fakat ondan zaten Deniz Gökçe bahsetmiş. Ben de aşağıdaki iki grafiği vermekle yetineyim.