Salı, Ekim 26, 2010

Twitter'a beklerim

Blogdan sıkıldım, Twitter'a atladım. Az ve öz yorumlar yapmak için daha elverişli. Beklerim.

Cuma, Mayıs 28, 2010

Gürses'ten yüzde 10'luk işsizlik üzerine

Başbakan bir laf etti, tartışması iktisatçılara düştü. Bugün de Uğur Gürses yüzde 10'luk işsizlik tartışmasına katılmış. Okumak isteyenler buraya tıklasın.

Perşembe, Mayıs 27, 2010

Özatay'dan yüzde 10'luk işsizlik üzerine

Fatih Özatay'ın bugünkü yazısı da bizim dün ele aldığımız yüzde 10'luk işsizlik üzerine. Okumak isterseniz buradan buyrun.

Çarşamba, Mayıs 26, 2010

İşsizlik üç ayda yüzde 10'a iner mi?

Gazetelerin yazdığına bakılırsa Başbakan Erdoğan geçen gün "İşsizlik oranını üç ayda yüzde 10'a indireceğiz" diyesiymiş. TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner de bunun üzerine "İşsizliği üç ayda yüzde 10'a indirecek mucizeler varsa seviniriz" demiş. Biz böyle peşin hüküm vermeden gelin bir işin matematiğine bakalım. İşsizliği üç ayda yüzde 10'a indirmek gerçekten mümkün müdür, anlamaya çalışalım.

Öncelikle mevcut verilere göre şubat ayı itibariyle işsizlik oranının yüzde 14.4 seviyesinde olduğunu belirtelim. Mevsimlik eğilimleri dikkate alırsak, üç ayda işsizlikte gerçekten de büyük bir düşüş yaşanması ihtimali var. Yaz aylarına doğru tarım, inşaat ve turizm gibi sektörlerde iktisadi faaliyetlerin yoğunlaşması işsizliği azaltırken, aynı sektörlerde iktisadi faaliyetlerin azalması kış aylarına doğru ise işsizliği arttırıyor. Bu süreçte en hızlı düşüş mart-mayıs arasında gerçekleşiyor. Başbakan Erdoğan'ı tam şimdi böyle bir açıklama yapmaya sevkeden de herhalde ekonomi kurmaylarının kulağına bu konularda bir şeyler çıtlatması oluşturuyor.

Yeri gelmişken reklamımızı da yapalım. Bu konuyla ilgili geçen yıl da bir tartışma olmuş ve resesyon nedeniyle mart-mayıs dönemindeki mevsimlik düşüşün gerçekleşip gerçekleşmeyeceği konusunda kuşkular belirmişti. O zaman da bu konuda bir yazı yazmış ve resesyona rağmen mevsimsel düşüşün yine de gerçekleşeceğini söylemiştik. Sonunda haklı da çıkmıştık.

Neyse, konumuza geri dönelim. Elimizde işgücü piyasası için 2005-2009 dönemine ait aylık veriler var. Bu beş yılda mart-mayıs döneminde işsizlik oranında 2.3 ile 3 puan arasında düşüşler yaşandığını görüyoruz. 2005 yılında 2.3, 2006 yılında 3.0, 2007 yılında 2.5, 2008 yılında 2.7, 2009 yılında ise 2.5 puanlık düşüş olmuş. Ortalaması 2.6 puan ediyor. Bu ortalamayı dikkate alırsak, şubat ayında yüzde 14.4 olan işsizlik oranının mayıs ayında yüzde 11.8'e kadar inmesi ihtimali olduğunu görürüz. Hadi resesyon sonrasında ekonominin tahmin ettiğimizden daha hızlı büyüdüğünü ve işsizlikte de tahmin ettiğimizden daha hızlı bir toparlanma olduğunu dikkate alıp bu yılki düşüşün 3 puanı bulabileceğini kabul edelim. Bu durumda mayıs ayında işsizlik oranı yüzde 11.4'e kadar inebilir. İşsizlik oranının yüzde 10'lu seviyeleri ucundan olsun (yüzde 10.9) görebilmesi için ise mart-mayıs dönemindeki düşüşün şimdiye kadar görülmemiş bir seviye olan 3.5 puana çıkması gerekiyor. İmkansız değil elbette ama çok zor.

Cumartesi, Nisan 17, 2010

Ekonomi Türk kitabı

Ekonomi Türk, blog dünyasıyla ilk tanıştığımda haşır neşir olduğum ve beni de bir blog açmaya teşvik eden bloglardan biri idi. Bu blogun yazarları Ekonomi Türk: Ekonomide Hurafeler ve Gerçekler isimli bir kitap çıkarmış. İnan Doğan, kitabın taslaklarından birini bana da göndermişti. Eğer sonradan değişmediyse, kitap blogdaki yazıların ötesinde bilgiler taşıyor. Bu nedenle blogdaki yazıları okumuş olsanız da bu kitabı da alıp okumanızı tavsiye ederim. Ben de ilk fırsatta gidip alacağım.

Çarşamba, Nisan 14, 2010

Para politikası aktarım mekanizması

Geçen yıl işten arta kalan zamanımın önemli bir bölümünü 15 yıl öncesinden kalan bir hesabı kapatmak için harcadım. 1995 yılında üniversiteden mezun olduğumda ara vermeden yüksek lisansa da başlamıştım ama yeni adım attığım gazetecilik mesleğinde tutunma çabası ağır basınca bu eğitimi tez aşamasındayken yarım bırakmıştım. 2008'in sonlarında af çıkınca bundan yararlanıp yüksek lisansımı tamamlamaya karar verdim. Bir ay kadar önce de nihayet tez savunmamı verip yüksek lisansı bitirdim. Tez konusu olarak son yıllarda ilgimi çekmeye başlayan para politikası aktarım mekanizmasını seçmiştim ve bu vesileyle bu konudaki bilgimi de epey geliştirmiş oldum. Bu konuda üç yıl kadar önce blogda şu yazıyı yazmıştım. O yazının yorumlar kısmında parasal aktarım mekanizmasının 2001 krizi sonrasındaki işleyişine olan ilgimi belli etmişim, bu tez vesilesiyle o konuyu inceledim. Başlığı "Para Politikası Aktarım Mekanizması ve 2001 Krizi Sonrası Türkiye Uygulaması" olan tezimin özet bölümünü aşağıda veriyorum. Ne kadar sürer bilmem ama bir müddet sonra YÖK'ün tez veri tabanından tezin tamamına ulaşılabilir olacak. Merak edenler oradan veya bir e-mail atmak suretiyle benden tezin bir elektronik kopyasını elde edebilir.

Bu çalışmada Türkiye’deki para politikası aktarım mekanizması kanallarının işleyişi, 2001 krizi sonrası dönem için araştırılmıştır. Çalışmada 2001 krizi sonrası döneme odaklanılmasının nedeni, bu dönemde para politikası uygulamasında önemli bir dönüşümün yaşanmış olmasıdır. 2001 krizi öncesinde para politikası daha çok maliye politikasına bağımlı iken, kriz sonrasında Merkez Bankası’nın yasal bağımsızlığı güçlendirilerek, etkin bir para politikasının önü açılmıştır. 2001 krizi sonrasındaki para politikası uygulaması neticesinde, enflasyon 30 yılı aşkın bir süreden sonra tek haneye düşürülmüştür. Bu gelişmeden hareketle hipotezimiz, bu dönemde para politikası aktarım mekanizması kanallarından en azından bazılarının işlediği yönündedir. Bu hipotezi test etmek için yapılan ekonometrik analizler sonucunda, söz konusu dönemde faiz oranı ve varlık fiyatları kanallarının çalıştığı, döviz kuru ve kredi kanallarının ise çalışmadığı bulgusu elde edilmiştir.

Cuma, Nisan 02, 2010

Bir yazı, iki hata

Son açıklanan milli gelir verileriyle ilgili özet bir değerlendirmeyi Ekonomist'in internet sitesinde yapmıştım. Daha ayrıntılı bir değerlendirmem de pazar günü çıkacak sayıda yer alacak. Bu arada günlük basında yazı yazan meslektaşlarımın konuyla ilgili değerlendirmelerini okumaya devam ediyorum. Bugün de Habertürk'te Abdurrahman Yıldırım'ın yazısını gördüm. Yıldırım'ın yazısında iki hata var. Hemen düzeltiverelim ki siz de işin doğrusunu öğrenin.

Yıldırım, yazısının bir yerinde 2009'daki küçülmenin yüzde 4.7 olduğunu belirttikten sonra şöyle diyor: "Bu oran 2001 krizindeki yüzde 5.7’lik daralmanın 1 puan altında. Yani veriler 2009 krizinin 2001’den daha küçük kaldığını da gösterdi."

İşin doğrusu, 2009'daki küçülmenin 2001'dekinden daha düşük olması son resesyonun öncekinden daha hafif geçtiğini göstermez. Çünkü 2001'deki resesyonun tamamı 2001 yılına ve de söz konusu yılın son üç çeyreğine denk gelmişti. Son resesyon ise 2008 ve 2009 yılları arasında dağıldı. Küçülme, 2008'in son çeyreği ile 2009'un ilk üç çeyreğinde yaşandı. Zaten bu nedenle 2001'dekine sadece 2001 resesyonu derken, sonuncusuna 2008-2009 resesyonu diyoruz. Demek ki iki resesyon arasında karşılaştırma yaparken son resesyonun sadece 2009'daki büyümeye değil 2008'deki büyümeye etkisini de dikkate almak gerekiyor.

Peki bunu nasıl yapabiliriz? Birkaç şekilde. Öncelikle ham GSYİH verileri üzerinden gidelim. 2008'in son çeyreği ile 2009'un ilk üç çeyreğini bir arada ve bir yıllık dönem olarak ele alırsak, bu dönemde ekonominin 2007'nin son çeyreği ile 2008'in ilk üç çeyreğinden oluşan bir yıllık döneme göre yüzde 7.8 küçüldüğünü görürüz. 2001'in resesyonun yaşandığı son üç çeyreğinde ise ekonomi 2000 yılının aynı dönemine göre yüzde 7.6 küçülmüştü. Demek ki 2008-2009 resesyonu 2001 resesyonundan hiç de aşağı kalmıyor ve hatta birazcık daha ağır geçmiş görünüyor.

Ham veriler üzerinde gidilerek yapılabilecek bir hesap da GSYİH verilerini dörder çeyrek dörder çeyrek toplayarak yıllıklandırmak ve 2001 ve 2008-2009 resesyonlarındaki zirve ve dip noktaları arasındaki düşüşü hesaplamaktır. Bu şekilde hesap yapıldığında 2001 resesyonundaki zirve noktası 2001'in ilk çeyreği dip noktası ise 2001'in son çeyreği çıkıyor. Bu zirve ve dip noktaları arasındaki düşüş ise yüzde 6 olarak hesaplanıyor. 2008-2009 resesyonundaki zirve ve dip noktaları ise 2008'in üçüncü çeyreği ile 2009'un üçüncü çeyreği olarak bulunuyor. Bu zirve ve dip noktaları arasındaki düşüş de yüzde 7.8 çıkıyor. Bu hesaba göre 2008-2009 resesyonunun çok daha ağır olduğu anlaşılıyor.

Bu karşılaştırmayı yapmanın bir başka yolu da, dün Fatih Özatay'ın yaptığı gibi, mevsimsel düzeltilmiş GSYİH verilerini kullanmak. TÜİK'in yayınladığı mevsimsel düzeltilmiş GSYİH verilerine bakarsak, 2001 resesyonu öncesindeki zirve noktasının 2000'nin dördüncü çeyreği, resesyon sırasındaki dip noktanın ise 2001'in son çeyreği olduğunu görürüz. Bu zirve ve dip noktaları arasında GSYİH'de yaşanan düşüş yüzde 11.4 olarak hesaplanıyor. Son resesyonda ise mevsimsel düzeltilmiş veriler zirve noktasını 2008'in ilk çeyreği, dip noktasını 2009'un ilk çeyreği olarak veriyor. Bu zirve ve dip noktaları arasında yaşanan düşüş ise yüzde 13.2'yi buluyor (Benim verdiğim bu rakamların Fatih Özatay'ınkinden (yüzde 11.7 ve yüzde 13.4) neden biraz da olsa farklı olduğunu merak ediyorsanız onu da bir ara yazmayı düşünüyorum). Görüldüğü gibi bu hesap sonucunda da 2008-2009 resesyonunun 2001 resesyonundan biraz daha ağır geçtiği ortaya çıkıyor. Bu son hesabın en doğrusu olduğunu da bu arada belirteyim. Tabii bunun için mevsimsel düzeltmenin kaliteli bir şekilde yapılmış olması gerekiyor.

Gelelim Abdurrahman Yıldırım'ın yazısındaki ikinci hataya. Yıldırım, yazısının 2010 büyüme tahminine ilişkin bölümünde ihracattaki altın etkisinden (bu da ne diyorsanız şuraya bakın) bahsediyor ve şöyle diyor: "Bu arada TÜİK’in ihracat rakamlarının şubatta yüzde 1.3 azalmayı göstermesi büyümeyi düşürmez."

İşin doğrusu, ilk iki ayda ihracatta görülen düşüş neden kaynaklanırsa kaynaklansın büyümeyi olumsuz etkileyecektir. Aksi durum sadece TÜİK'in milli gelir verilerini altın ihracatını hariç tutarak hesaplamasıyla mümkün olabilir ki öyle bir durum olduğunu sanmıyorum. Fakat şunu da belirteyim ki, bu olumsuz etkiye rağmen yine de 2010'da yüzde 6 civarında büyümenin mümkün olduğunu düşünüyorum.

Perşembe, Nisan 01, 2010

Farkındalık

Hurşit Güneş'in bugünkü yazısından:

Bakınız TÜİK bu kez üç aylık verileri takvim ve mevsim etkisinden arındırarak da yayımlamış. Yılın ilk çeyreğinde milli gelir yüzde 7 küçülse de, ikinci çeyrekte yüzde 6.6, üçüncüde 2.7 ve dördüncüde de yüzde 2.7 büyümüş. Yani ekonomide toparlanma (yetersiz de kalsa) 2009 yılının ikinci yarısında başlamış. Fakat nasıl olduysa biz farkında olmamışız!
Şu yazıları okuyanlar farkına varmıştı: bir, iki, üç.


Güncelleme (Nisan 02, 2010): Hurşit Güneş'in yazısının alıntı yaptığım yerinde maddi bir hata var. 2009'un son çeyrek dönemindeki mevsimsel düzeltilmiş büyüme yüzde 2.7 değil yüzde 2.3 olacak. Bunu yazıyı yazarken de fark etmiştim ama derdim başka bir şeyi vurgulamak olduğu için önemsememiştim. Neyse, şimdi düzeltmiş olduk.

Çarşamba, Mart 10, 2010

Takvim etkilerine dikkat şart

Bunu ben değil Merkez Bankası'nın internet sitesinde yer alan şu Ekonomi Notu söylüyor. Hoş, ben de aynı görüşteyim ya, o ayrı. Hatırlarsanız bu konuda daha önce burada bazı yazılar yazmıştık. Linkini verdiğimiz notta Mahmut Günay piyasaların sanayi üretimine ilişkin tahminlerinin özellikle takvim etkilerinin yani işgünü sayısındaki farklılıkların arttığı aylarda gerçekleşmelerden önemli ölçüde saptığını gösteriyor. Bu, piyasa tahmincilerinin tahminlerini oluştururken takvim etkilerine pek dikkat etmedikleri anlamına geliyor. Piyasalarca sürpriz olarak algılanan bu tür sapmalar para politikası açısından beklenti yönetimini olumsuz etkilediğinden, Merkez Bankası da bu not ile takvim etkilerine dikkat çekmeye çalışıyor.

Piyasa tahmincilerinin takvim etkilerine neden fazla dikkat etmediklerini anlamak zor değil. Hatırlarsanız bu konuda burada yazdığımız yazılara, fazla mesai uygulaması sayesinde işgünü farklılıklarının sanayi üretimi ve de genel olarak ekonomideki büyüme üzerinde fazla etkisi olamayacağı yönünde itirazlar gelmişti. Esasında dünyada bu konuyu inceleyen ve de takvim etkilerinin önemli olduğunu gösteren kayda değer bir literatür var ama Türkiye'de bu tür çalışmalar daha yeni başladığından ekonomistlerin çoğunun konuya fransız kalmasında şaşacak bir şey yok. Bu konudaki yurtiçi literatür geliştikçe piyasalardaki ekonomistlerin de farkındalıkları artacaktır herhalde.

Yalnız bu arada işgünü sayısının nasıl hesaplanması gerektiği konusunda Merkez Bankası'ndaki uzmanların da bir standart oluşturmaları yerinde olacak. Bahsettiğimiz Günay'ın Ekonomi Notu'nda bu konuda daha önce Atabek vd. tarafından yazılmış bir başka Ekonomi Notu'na referans veriliyor ve işgünü sayısının orada anlatıldığı gibi hesaplandığı söyleniyor (söz konusu önceki notla ilgili bir yazımız için tıklayın). Fakat Günay'ın Ekonomi Notu'nun bir yerinde Aralık 2009'da işgünü sayısının önceki yıla göre 4 gün fazla olduğundan bahsedilirken, Atabek vd.'nin Ekonomi Notu'ndaki yöntem uygulandığında esasında Aralık 2009'da önceki yıla göre 5 işgünü fazlası olduğu hesaplanıyor. Bu da sanırım Atabek vd.'nin hafta içine denk gelen dini bayram tatillerinde idari izin verilerek gerçekleştirilen 9 günlük tatil günü uygulamasını dikkate almalarından, Günay'ın ise bunu dikkate almamasından kaynaklanıyor. Hangisinin daha doğru olduğunu bilemeyeceğim, bu konuda ampirik bir çalışma yapmak lazım. Fakat Merkez Bankası'nda bu konuyla ilgili olarak çalışanların yeni bir Ekonomi Notu yayınlayarak kullandıkları ham işgünü sayılarını vermeleri, piyasadaki tahmincilerin konuya ilişkin farkındalığını arttırmak için yararlı olacaktır diye düşünüyorum.